implant dis fiyatlari
info@koklerkitap.com
0535 574 22 26
    9.60
    12.00
    %20
    indirim
    Yayınevi:
    Yazar:
    Basım Tarihi:
    2010
    Sayfa Sayı:
    96
    Dil:
    Türkçe
    Tedarik Süresi :
    24 Saatte Kargoda

    Modern zamanlarda özü itibariyle bize ait olmayan dünyevileştirme projesiyle birlikte sıradan bir müslümanın din-dünya tasavvuru ve algısı büyük ölçüde değişmiş, açık bir deyimle büyük ölçüde yıkıma uğramıştır. Bu dejenerasyonun etkisiyle islam fıkhının da, içinde barındırdığı iman-ahlak ve aksiyon damarı yok edilmiş, teknik hükümlerden müteşekkil bir yapıya, kuru bir [islam] hukuk(un)a dönüştürülmüş, bunun neticesinde dinin özündeki iman-ibadet ve ahlak vurgusu büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Hâlbuki geçmiş tarihi süreçlerde İslam düşüncesinin geleneksel ulema-fukaha profilinde, sözü edilen bir kopuştan söz etmek -küçük istisnaların dışında- mümkün değildi. Ulema ve fukaha denilen kesim -özellikle selef-i salihindediğimiz ilk üç kuşakta- sadece dünyevi-teknik çalışma yapan bir bilim adamı sıfatıyla değil aynı zaman da bir inanç ve ahlak önderi sıfatıyla da işlevlerini sürdürüyordu. İşte bu çalışma bize, sözünü ettiğimiz kopuşu ortadan kaldırmanın yegâne yolunun hayatı bölmeden, onu bir bütün olarak algılayarak fıkha ve fakihli bir yapıya, yani İmam-ı Azam Ebu Hanife örneğindeki âlim tipolojisine tekrar dönmek gerektiği gerçeğini bir kez daha göstermiştir. Buna göre fakih, sadece dünya işleri üzerine düşünüp çözüm üreten bir tekniker değil aynı zaman da dini ve ahlaki duruşuyla da topluma istikamet veren, bu mubarek gaye ve ideali her zaman üst-değer olarak ön planda tutan kimse olmalıdır.


    9.50
    12.00
    %21
    indirim
    Basım Tarihi:
    2010
    Sayfa Sayı:
    96
    Dil:
    Türkçe
    Tedarik Süresi :
    24 Saat

    Modern zamanlarda özü itibariyle bize ait olmayan dünyevileştirme projesiyle birlikte sıradan bir müslümanın din-dünya tasavvuru ve algısı büyük ölçüde değişmiş, açık bir deyimle büyük ölçüde yıkıma uğramıştır. Bu dejenerasyonun etkisiyle islam fıkhının da, içinde barındırdığı iman-ahlak ve aksiyon damarı yok edilmiş, teknik hükümlerden müteşekkil bir yapıya, kuru bir [islam] hukuk(un)a dönüştürülmüş, bunun neticesinde dinin özündeki iman-ibadet ve ahlak vurgusu büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Hâlbuki geçmiş tarihi süreçlerde İslam düşüncesinin geleneksel ulema-fukaha profilinde, sözü edilen bir kopuştan söz etmek -küçük istisnaların dışında- mümkün değildi. Ulema ve fukaha denilen kesim -özellikle selef-i salihindediğimiz ilk üç kuşakta- sadece dünyevi-teknik çalışma yapan bir bilim adamı sıfatıyla değil aynı zaman da bir inanç ve ahlak önderi sıfatıyla da işlevlerini sürdürüyordu. İşte bu çalışma bize, sözünü ettiğimiz kopuşu ortadan kaldırmanın yegâne yolunun hayatı bölmeden, onu bir bütün olarak algılayarak fıkha ve fakihli bir yapıya, yani İmam-ı Azam Ebu Hanife örneğindeki âlim tipolojisine tekrar dönmek gerektiği gerçeğini bir kez daha göstermiştir. Buna göre fakih, sadece dünya işleri üzerine düşünüp çözüm üreten bir tekniker değil aynı zaman da dini ve ahlaki duruşuyla da topluma istikamet veren, bu mubarek gaye ve ideali her zaman üst-değer olarak ön planda tutan kimse olmalıdır.